|
"Ertugrul Özkök'e Açik Mektup:
Kirlenmis Demokratlik"
2 Subat 2002
Sayin Özkök!
25 Ekim 2001 tarihli Hürriyet
Gazetesi'nde yayinlanan "O Savasi Kimler Kazanmisti" baslikli
makaleniz, o günden beri masamin üzerinde duruyor. Bu makaleniz üzerine
size açik mektup yazmayi düsünüyordum. Bunu iki nedenle geciktirdim.
Birincisi; dogrusu yazdigi bir makaleden ötürü, kendisine açik mektup yazilan
gazeteci örnegini animsamiyordum. Gazetecilerin yazilari, mektup
gönderilerek elestiriye tabi tutuluyor. Eger elestiricinin bir yerlerde
yazma olanagi varsa, orada elestirilerini yapabiliyor. Ikinci neden ise,
Kürt sorununda Türk "demokratlarinin" her zaman sinifta kaldigini
kaniksamis olmamdi.
Susurluk davasi sonuçlaninca size
yazmaya karar verdim. Yazinca da, düsüncelerimi kamuoyu ile paylasmak
istedim. Onun için size açik mektup yazmaya ve mektubu basta ara sira
makale yazdigim www.kurdinfo.dk adli Internet sitesinde yayinlamaya ve bazi
yerlere de direkt postalamaya karar verdim.
Sayin Özkök!
"O Savasi Kimler Kazanmisti"
adli makalenizde on bes yil süren silâhli Kürt direnisinden söz ederek;
"...Savasin görünmeyen yüzünün
kazanilmasinda da o dönemde verilmis 'cesur kararlarin' ve bu kararlari,
büyük riskleri göze alarak uygulayan insanlarin rolü vardi.
Her Türk'ün, en azindan bir kere su
sorunun cevabini vermesi çalismasi lazim. 'Balkanlar'i neden kaybettik,
Güneydogu'yu neden kaybetmedik?'
Ben kendi payima bu soruyu defalarca
kendi kendime sordum. Ve kendimce, 'cesur' ayni zamanda 'gerçekçi'
cevaplarini da verdim.
Siyasi ve mesleki kariyerlerini, hatta
cezai riskleri göze alarak bu savasa katilan insanlari, iste o nedenle hep
saygiyla ve minnetle andim.
Yasadigim sürece de saygiyla
hatirlamaya devam edecegim..."
Diyorsunuz.
Söz konusu ettiginiz savasta uygulanan
yöntemin, Genel Kurmay Özel Harp
Dairesi eliyle uygulanmis özel harp oldugunu elbette benden iyi
bilmektesiniz. Simdi de "özel harp nedir ve nasil uygulanir"
sorusunun cevabini birlikte arayalim.
Özel Harp Dairesi'nin görevleri, Kara
Kuvvetleri Komutanligi Sahra Talimnamesi'nin 31-15 numarali kisminda söyle
belirleniyor:
"Adam öldürme, bombalama, silâhli
soygunculuk, iskence, kötürüm birakma, adam kaçirmak suretiyle tedhis ve
olaylari tahrik, misilleme ve rehinelerin ali konmasi, kundakçilik,
sabotaj, propaganda ve yalan haber, zorbalik, santaj..."(Tarik Ziya
Ekinci, Açisindan Kürt Sorunu ve Bir Çözüm Önerisi, Küyerel Yayinlari, Ekim
1977, Sayfa:193)
Sizin her zaman saygi ve minnetle
anacaginiz sorumlular, bunlarin tümünü uyguladilar. Ben bunlardan yalnizca
mesleginizi ilgilendiren, Kürt gazete ve gazetecilerine yönelen birkaç
eyleme deginerek geçiyorum.
Özgür Gündem Gazetesi'nin özel harp
yöntemleri içinde bombalandiginin gizli sakli tarafi yoktur. Ferhat
Tepe'nin cesedi bir köprü altinda bulundu. Sizin gibi bir köse yazari olan
Musa Anter'in kani, halen sizin saygi duymakta oldugunuz bu insanlarin elinde
durmaktadir...
Sayin Özkök!
Sizin telefonlariniz dinlendiginde,
hakli olarak feryat etmis ve "kendimi bir anda çiplak
hissetmistim" diye yazmistiniz.. Siz belki yasaminiz boyunca bir kez
size yönelen insan haklari ihlâliyle karsilastiniz.Ya biz Kürtler? Hiç
kendinizi bir Kürdün yerine koyup düsündünüz mü? Eger bunu yapsaydiniz,
kendinizi bizim gibi anadan dogma çiplak hissederdiniz. Tabi benimkisi
varsayim. Haklarini yemeyim bazi istisnalar disinda, hiç bir Türk
"demokrati" kendisini bir Kürt yerine koyup düsünemez. Onun
için, tirnak içinde demokrat
olmaktan bir türlü kurtulamazlar. Siz bunlara tipik bir örnek
olusturuyorsunuz... Size yönelen çete faaliyetlerine müthis bir tepki
gösterirken, Kürtlere yöneldiginde mubah görüyorsunuz. Hatta bununla yetinmeyip
onlari saygi ile aniyorsunuz.
Sayin Özkök!
Yargitay'in onayladigi susurluk davasi
kararinda, bence en önemli husus; "devlet içinde çete
olusturuldugunun" hükme baglanmis olmasidir. Bu, hukuk açisindan, bir hukuksal gerçeklik olusturmaktadir.
Susurluk olayi, Türkiye'nin
çetecilikten, hukuk disiliktan, orman yasalarinin yürürlükte oldugu bir
devlet konumunda olmaktan kurtulmasina vesile olabilirdi. Ama olmadi ve
olamazdi. Devlet içindeki çetecilik, sizin takdir ettiginiz "cesur
kararlari" verip uygulatan
"o zamanki cesur devlet yöneticilerince" olusturuldu. Sorusturma
"derin devlete" dokunmaya baslayinca üstü örtüldü. Kamuoyu
susurlukla ilgili idari, yargi ve yasama denetimlerinin sonuçlarindan hiç
bir sekilde tatmin olmadi.
Sizin kisi olarak, milliyetçi
duygularla çetecilere ve çeteleri koruyanlara saygi duymaniza kimse bir sey
diyemez. Ama son zamanlarda basinda baslatmis oldugunuz; "köse
yazarlarinin yazdiklari köseler babalarinin mali degildir" tartismasi var... Ben bu açidan size
sormak istiyorum: Devlet içinde çetelesmeye yol açan hukuk disi kararlari
alan ve uygulayan insanlarin, her zaman saygiyla anilmasini isteme hak ve
yetkisini nereden aliyorsunuz? Bu çok hukuklulugun tesvik edilmesi degil
midir?
Sorulari uzatmak mümkün. Ama ben gerek
görmüyorum. Bu sorulara yine sizin yazilarinizdaki belirlemelerle cevap
vermek istiyorum.
26 Aralik 2001 tarihli Hürriyet
Gazetesi'ndeki "Özal'in sarayi, Sezer'in 'mütevazi evi' "
baslikli yazinizda; "... çifte standart toplumsal karakter haline
dönüstügü zaman ilginç sonuçlar ortaya çikarir..." diyorsunuz. Ki çok
haklisiniz. Çifte standart insana, bir "liberal-demokrat" olarak
devlet içindeki çeteleri ve çetelecileri de savundurtabiliyor. Ne kadar
ilginç! Degil mi?
Yine 9 Ocak 2002 tarihli "Ben
Dürüstüm, Herkes Hirsiz" baslikli makalenizde çok hukuklulukla ilgili;
"...Çünkü kimsenin süphesi olmasin ki, bu 'çok hukukluluk', bu linç
psikolojisi, bir gün herkesi bir yerinden yakalayacaktir..." diyor,
ama Kürt sorununda "çok hukuklulugu", yani "çete
hukukunu" savunabiliyorsunuz. "Çok hukuklulugun" sizi de,
telefonlarinizi dinlemek suretiyle yakaladigini ne çabuk unuttunuz?
Sayin Özkök!
Elestiri konusu ettigim yazinizdaki
"Balkanlar'i neden kaybettik, Güneydoguyu neden kaybetmedik?"
sorusunuza da bir soruyla yanit vermek istiyorum: Türkiye, sizin
deyiminizle Güneydogu'yu, bizim deyimimizle Kürdistan'i kazandi mi ki
kaybetmesin? Bana göre Türk devleti, Kürt halkini hep potansiyel düsman
görmek, tüm politikasini bunun üzerine insa etmekle zaten kaybetmistir.
Sizin yazinizdan önce www.kurdinfo.dk 'da yayinlanan "Devlet Kürt
Halkini Kazanabilir mi?" adli makalemde, sorunuza cevap olabilecek bir çok
sey olduguna inandigimdan, size ekte sunmak istiyorum.
Tarihe bir göz atildiginda; ordunun
bugünkü gibi siyasete çok bulastigi, Teskilâti Mahsusa'nin günümüzün Özel
Harp Dairesi gibi siyasal cinayetlere yeltendigi Ittihat Terakki'li
dönemlerde, yalniz Balkanlar kaybedilmedi, koskoca Osmanli Imparatorlugu da
tarihe karisti.
Size son olarak ortada kazanilmis veya
kaybedilmis bir savas olmadigini belirtmek isterim. Gerçek olan, Kürt
halkinin özgürlük "savasinin"yüzyildir durmadan sürdügüdür.
Önemli olan halktaki özgürlük atesinin sönmemesidir. Savas, bildiginiz gibi
bir çok muharebeden olusur. Yalnizca silâhli mücadeleyi de içermez. Eger
siz "Türk ordusu muharebeyi kazandi" deseydiniz, size hak vermek
gerekebilirdi. Bir halkin özgürlük mücadelesinde, silâhli direnis tek
yöntem de degildir. Berlin Duvari'ni, Leipzig'de her gece on binlerce insan
mum yakarak yikti. Polonya, Çekoslovakya, Bulgaristan'daki rejimler,
benzeri eylemlerle yikildi. Kürt Halki, barisçi eylemlerle özgürlük
mücadelesini sürdürüyor, sürdürmeye de devam edecek. Mücadelesinin
zorlugunun da bilincindedir. Kazanan ,her zaman oldugu gibi, hakli taraf
olacaktir. Kürt halkinin basarisi, sizleri de tirnak içinde
liberal-demokrat olmaktan kurtaracaktir. O zaman"Mektepler olmasaydi
maarifi ne güzel ne idare ederdim" diyen Maarif Naziri gibi,
"Kürt sorunu olmadiginda ne güzel liberal-demokrat olunuyor"un
keyfini yasayacaksiniz.
Selam ve saygi dileklerimle.
Rusen
ARSLAN
|