|
|
|
"
KÜRDISTAN SOSYALIST PARTISININ DÜZENLEDIGI 18 HAZIRAN 2000
TARIHLI
TOPLANTIYA SUNULAN GÖRÜSLER "
1.
Politik durumun degerlendirilmesi
1.
Yeni politika
Sayin Burkay'in davet
yazisinda da belirttigi gibi, ülkemizde son bir- bir buçuk yilda degisen
çok sey oldu. Genelde kabul gördügü
üzere; bu degisimin hizlanisi, PKK
lideri Öcalan'in Suriye'den çikmaya zorlanmasiyla basladi, yakalanmasiyla
en üst noktaya vardi. Bu degisim tüm hiziyla devam etmekte ve yeni
politikasini pekistirmeye çalismaktadir.
Peki bu yeni politika
nedir, aktörleri kimlerdir?
Yeni politika, Kürt
halkinin uzun, zorlu ve kitlesellesen mücadelesi sonucunda bir seyler
yapmak zorunda kalan, Avrupa Toplulugu'na girmek arzusunda oldugu için,
onun normlarina kendi yorumuyla katilmak isteyen T.C'nin Kürt politikasidir. Burada
"T.C'nin yeni Kürt politikasi" deyimi
bilinçli olarak kullanildi. Çünkü eski politikasi yalnizca inkar ve imhaya dayaniyordu.Imha
ve Inkar politikasi tamamen terk edilmemis olsa bile, artik her seyin
eskisi gibi devam edemeyecegini kendileri bile itiraf ediyorlar.
T.C'nin yeni Kürt
politikasini, bir önceki Cumhurbaskani Demirel tarafindan islenmeye
çalisilan ve "anayasal vatandaslik" kavrami ile ifade edilen; özünde
Kürt ulusal varligini, onun temel dayanaklarindan biri olan ülkesini ve bir halk olarak hak
talep etme hakkini inkar eden, yalnizca birey olarak kendini Kürt olarak
tanimlamaya, Kürtçe konusmaya, yazmaya ve sinirli ölçüde radyo,televizyon
yayinina izin verecek bir "çözüm" paketi olarak özetlemek mümkündür.
T.C.'ne teslim edilen
Öcalan'in ilk isi, bunca yil düsman belleyip mücadele ettigi Türk devletine
hizmetini sunmasi oldu. Böylece hem Kürtler ve hem de PKK açisindan yeni
bir süreç baslamis oldu. Hakkini teslim etmek gerekirse, Öcalan hizmetini
kusursuz olarak sundu ve sunmaya da devam ediyor.
Yeni süreçte Öcalan, Kürt
sorununa çözüm olarak, daha önce Demirel tarafindan ortaya atilmis olan
"anayasal vatandaslik" tezini "baris ve demokratik cumhuriyet projesi" adi
altinda sundu. Sunanlarin ve sunus biçiminin farkliligina ragmen; her ikisi
de ayni kapiya, üniter devlet kavraminda ifadesini bulan Kemalist devlet
ideolojisine çikar. PKK yönetimi de, Öcalan'in "demokratik cumhuriyet"
projesine sahip çikti. Konuyu dagitmamak için, neden böyle bir destek
verildigini burada irdelemeye çalismayacagim. Sonuç olarak; Kürt halkinin
yüz elli yildir verdigi mücadele sonucu kazandigi mevziler, PKK lideri ve simdiki yöneticiler eliyle
devletin Kemalist politikasina yamanmak istenmektedir.
2. Gelismenin seyri
Gelismenin seyri konusunda
öngörüde bulunma, her zaman yanilgilari da içinde tasiyacaktir. Ne var ki, gelecekle ilgili öngörüde bulunma
ve bu baglamda politika tespiti politik kadrolarin görevidir. Ben de
karinca kaderince buna çaba gösterecegim.
PKK, 1993 yilinda ateskes
ilan ettiginde desteklemis ve ateskesin süresiz uzatilmasi için PKK
liderini yüreklendiren kisilerin içinde bulunmustum. Çünkü savasin, Kürt
halkina getirecegi bir sey kalmadigina, tek yanli savasi durdurarak,
barisçil mücadele biçimlerini öne çikarmanin Kürt halkinin gerçeklerine
daha çok uyduguna inaniyordum. Halen ayni inancimi korumaktayim. Benim
açimdan, PKK'yi savasi biraktigi için ihanetle suçlayan sivri elestiriciler
kervanina katilmanin olanagi yoktur. Silahli mücadele veren yalnizca PKK
idi, durduran da o oldu. Silahli mücadele yapmak isteyenin PKK'nin
taseronluguna ihtiyaci yoktur. Gider kendisi dogrudan yapar. Zaten bu tür
elestirileri ciddiye almadigimi itiraf edeyim.
Benim esas tehlikeli
buldugum yan, hareketin "demokratik cumhuriyet" söylemiyle Kemalist üniter
devlet tezine kanalize edilmek istenmesi, Kürt halkinin kendi gelecegini
belirleme, kendi topraklarinda kendini yönetme hakkindan feragat
edilmesidir. Kürtler açisindan ulus ve ülke fenomenleri yok edilmek
istenmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca T.C.nin yapmak istedigi bu degil
miydi?
Bu tehlikenin gerçeklesme
olasiligi nedir?
Görünürde PKK yönetimi,
liderlerinin (bana göre devletin dikte ettirmis oldugu) politikasina
sahipleniyor. Birlik bütünlük içinde hareket ettigi gözleniyor. PKK'nin
resmi söylemi, çizdigi resim ne olursa olsun; PKK bünyesinin toptan ve
gönülden Öcalan'in yeni politikasini benimsedigini kabullenemiyorum. PKK
kitlesi, Öcalan'in yakalandigi siradaki ve yargilama sürecindeki tavrini
içine sindirebilmis degil. Ben, Öcalan ve onunla bütünlesen PKK yönetiminin
bu günkü politikasina karsi simdilik açik olmayan tepkilerin, yüksek sesli
bir tepkiye dönüsecegine inaniyorum. PKK'yi yönetenlerin - hepsi olmasa
bile-, Öcalan ile yollarinin ayrilabilecegini dahi hesaptan uzak
tutmuyorum. Ortada bunca sehit, kan, gözyasi ve hepsinden önemlisi olusan
bir ulusal bilinç vardir. Bu açidan Öcalan ve PKK yönetiminin bir bütün
olarak PKK'yi "demokratik cumhuriyet" tezine kanalize edebileceklerine
inanamiyorum.
Bu inançtan hareketle PKK
ile lideri arasina bir hat çekiyorum. Kürt-Kürt Diyalogu toplantilarinda
da bunu vurgulamaya çalistim. PKK' ya toptanci yaklasmamak, itici olmamak
gerekir. Bloklasma, PKK'yi hizla devletin Kürt politikasiyla bütünlesmeye
iter. Onun için PKK ile diyalogdan yanayim. Avrupa'da olusturulan Kuzey
Kürdistan'li Örgütler Platformunun PKK'yi dista birakma kararini, basta ev
sahibi PSK olmak üzere; ne kadar hakli çiktiklari tartisma konusu oldugu
halde, bir kisim siyasal örgütlerin bu gelismelerden kendilerine haklilik
payi çikarmalarini yanlis buldugumu belirtmek isterim. Kaldi ki hakli olmak
da yetmiyor. Hakliligini gerçeklestirecek örgütsel güç, kurum ve yeni
politikalara sahip olmak gerekir.
PKK kuruldugu günden beri
liderlerinin söylemlerine, birbirini tutmayan politikalarina körü
körüne itaat eden bir yapiya
sahiptir. Onun için PKK tabaninin
dogrular yönünde disaridan etkileyebilmenin sansi çok zayifti. Öcalan'in
yakalanmasindan bu yana ve hatta yakalanmadan önce Avrupa'da sergiledigi
tavir, PKK tabanina bir seyler verebilme olanagini yaratmistir. PKK
içindeki ciliz da olsa pasif bir direnisin varligi, yaptigi teknik
atilimlara karsin, Özgür Politika'nin tirajindaki düsüs birer veri olarak
alinabilir.
Kürt siyasal güçlerinin
görevi, PKK'yi güçlendirmek ya da bütünlestirmek degildir. Böyle düsünenler
için kestirme adres gidip PKK içinde çalismaktir. Ancak ben, PKK tabaninin Öcalan ve O'na bagli yöneticilerce,
T.C.nin Kemalist politikalarina hizmet eden bir güç haline
dönüsmemesinin hepimizin önünde bir
görev olarak durduguna inaniyorum. Bu görev, birebir iliskiden tutun da;
çesitli platformlarda güç ve eylem birlikteligiyle yerine getirilebilir.
B. Kürt hareketinin birligi ve Kürt
potansiyelinin harekete geçirilmesi
1. Illegal siyasal güçlerin konumuna
bakis ve bir yaklasim
Kuzey
Kürdistan'daki hareket, adeta PKK'nin ekseni etrafinda dönüyor. Her sey ona
endekslenmis durumda Diger siyasal güçler, O'na göre tavir
belirliyor; ya yaninda ya da karsisinda yer aliyor. Hiç bir illegal parti
eski gücünü korumuyor. Sürekli bir kadro erozyonu yasaniyor. Illegal
partilerden kopan siyasal kadrolar, illegal partilerden dogrudan etkilenen
veya bagimsiz davranamayan legal partilere de meyil göstermiyor. Bu saatten
sonra, giden her kadro için parti yöneticilerinin; "hain, kaçiyor, hayatini
yasiyor..." gibi kendilerinin de inanmadiklari suçlamalar da pirim etmiyor.
Ben, illegal
partilerimizin gereklilik açisindan artik kendilerini sorgulamasi
gerektigine inaniyorum. PKK disindaki illegal partilerin, Kürt siyasal
hareketini etkileme konumlari yoktur. Kitlesellesme sanslarini da
yitirmislerdir. Çogunun üst yöneticileri Avrupa'da yasamaktadir. Deneyler,
muhacerattan ülkede örgüt yönetilemeyecegini bizlere ögretti. Program
hedefleri ne olursa olsun, etkin konumda olmayan siyasal partiler, bir ad
olarak kalirlar. Ad olarak kalmak için de parti kurulmaz yahut varligi
sürdürülmez.
PKK ise "demokratik
cumhuriyet" gibi ne idügü belirsiz bir politikaya angaje olmakla
gereksizligini ilan etti. Çünkü gerek kapatilan ve gerekse halen
çalismalarini sürdüren legal partiler, daha kapsamli program ve söyleme
sahiptirler. "Demokratik Cumhuriyet" projesi illegal bir partiye ihtiyaç
göstermez. Zaten devlet, Kürtlerin, Öcalan'in söyleminde politika yapmasina
dünden razidir.
PKK iki açidan
yasamini sürdürmeyi düsünür. Birincisi; her seyden üstün gördükleri
liderlerinin yasamda kalmasini saglamak, ikincisi ise sayilari 5 bin
civarinda oldugu tahmin edilen ve her biri boynunda idam fermani tasiyan
gerillanin, af gibi bir çözüme kadar yasamlarini garantiye almaktir. Ki, bu objektif bir zorunluluktur. Gerillanin
durumu çözüldügünde, PKK'nin illegal olarak varligina objektif bir
gereklilik de kalmayacaktir.
Kuzey
Kürdistan'da, kültürel haklarla
yetinenden bagimsiz birlesik demokratik (ya da sosyalist) Kürdistan'a kadar
çesitlilik arz eden politik hedeflere sahip güçler, örgütlenmeler var. Bu
gerçek karsisinda hemen hakli olarak su soruya muhatap olunacaktir: Türk
devleti, bu amaçlarin gerçeklesmesi için çalisacak örgütlerin kurulusuna,
çalismalarina izin verecek kadar demokratiklesmis midir? Pesinen cevabimi
vereyim. Benim T.C.ni demokratik falan gördügüm yok. Bu konuda bazilari
gibi hayale de kapilmiyorum. Benim hareket noktam, geçmisteki mücadelenin
ögrettikleridir. T.C.nin Kürtler konusunda çok daha kati oldugu dönemlerde,
devlete ragmen Dogu Mitingleri, TIP içindeki Dogulular Grubu, DDKO'lar
Özgürlük Yolu dergisi ve yayinlari, Roja Welat, Komal Yayinevi, Rizgari
dergisi, DDKD, DHKD ve ASKD'lerin verdikleri mücadele ve Kürt ulusal
hareketine sagladigi kazanimlar inkar edilemez.
Isin diger bir
gerçek yani da, politik bilinci yükseldikçe halkimizin legal siyasal
çalismalara meylettigidir. Mahalli seçimlerde HADEP'in önemli merkezlerde
seçimi kazanmasi, genel seçimlerde Kürdistan illerinin bir çogunda birinci
parti olmasi bunun kanitidir.
1980'den sonra devlet, en
ücra birime kadar istihbarat agi örgütledi. Bunu hem Kürtler ve hem de
devlet dogruluyor. Legal açik çalisma, yirmi yilin ürünü olan bu muazzam
istihbarat örgütlemesini islevsiz kilacaktir. Bunu da yabana atmamak
gerekir.
1.
Süreç ne tür örgütlenme ve mücadele
biçimlerini gündeme getirecektir?
Bana göre iki tür
örgütlenme sürece damgasini vuracaktir. Bunlardan biri legal siyasal
örgütlenme digeri de sivil
halk girisimleri olacaktir.
Legal siyasal örgütlenmeler,
mahalli ve genel siyasal iktidari elde etmeyi amaçlayarak; programatik
hedeflerini gerçeklestirmeye çalisacaktir. Bunlarin Anayasa ve Siyasal
Partiler Yasasi çerçevesinde simdi oldugu gibi , biraz da onlari zorlayarak
kurulmasi ve çalismasi esastir. Baska türlü ne kurulabilmeleri ve ne de
seçimlere katilabilmeleri olanaklidir.
Her demokratik toplumda
oldugu gibi, ülkemizde de her alanda sivil halk girisimleri olacaktir.
Saglik,çevre, insan haklari, kültür v.b. alanlarda girisimler ortaya çikacaktir.
Kürt Vakiflari, Enstitüleri gibi kurumlar çogalacak ve geliseceklerdir.
Avrupa Toplulugu'na girmeye can atan Türkiye'nin bunlardan kurtulusu
yoktur. Benim burada üzerinde durmak istedigim siyasal hedefleri olan halk
girisimleridir. Anayasa ve Siyasal Partiler Yasasi'nin izin vermedigi
siyasal hedeflere sahip halk girisimleri, illegal siyasal partilerin
boslugunu dolduracaklardir. Örnegin; "uluslarin kendi geleceklerini
belirleme hakkini" savunmak için olusturulacak girisim, pekala Kürt
halkinin kendi gelecegini belirlemesini bas konu edinebilir. Örnekleri
çogaltmak mümkündür.
Bu tür girisimler elbette
kovusturmaya ugrayacak, ardindan baski, hapis her sey gelecektir. Ayni sey
legal partiler için de söz konusu olmuyor mu? Her seyin bir bedeli vardir.
Kürt hakli bedel ödeye ödeye bu günlere geldi. Bedel ödeyerek istedigi
yarinlara ulasacaktir.
Amaçlari ve çalisma
alanlari sinirli olan, çok üye kazanmak için rekabete ihtiyaç duymayacak
sivil halk girisimleri, yogun bir etkinlige, ortak is yapmak konusunda da
siyasal partilerden daha esnek ve elverisli bir yapiya sahip olurlar.
Kürt halki, ulusal
demokratik mücadelesinde dünyadaki deneylerden yararlanmasini bilmelidir.
Dogu Avrupa'daki iktidar ve rejim degisikliklerine neden olan, Berlin
Duvari'ni yikarak iki Almanya'yi birlestiren halk hareketlerini bu tür
inisiyatifler baslatti.
Kürt halkinin
ulusal-demokratik isteklerini barisçil kitle hareketleriyle gerçeklestirme
dönemi açilacaktir. Legal siyasal partiler ile sivil demokratik halk
girisimleri, demokratik kitle örgütleri ve meslek kuruluslariyla birlikte
kitle eylemliliginde görev ve öncülük yüklenebilirler. Bugünden yarina
bunlara hazirlikli olmali ve gerçeklesmesine çalismaliyiz.
3.Somut
gerçegimizde legal parti
Anayasa ve Siyasal Partiler
Yasasi, Kürt partisi kurulmasini yasaklamistir. Hukuksal anlamda HEP, DEP,
ÖZDEP, DKP, HADEP, DBP gibi partiler Kürt partisi degildirler. Ama devlet
dahil herkes bunlari birer Kürt partisi olarak görüyor ve tavrini ona göre
belirliyor. Bu baglamda devlet, Kürt
partileri oldugu için bunlari baski altina aliyor, kapatiyor, üyelerin
tehdit ve iskencelerden geçiriyor. Sille tokat meclisten bu partilerin milletvekilleri atiliyor.
Seçim baraji onlar için yüksek
tutuluyor. Kürt halki da eksik ve yanlislarina aldirmadan, adaylarina
bakmadan, sirf Kürt partileri oldugu için onlari destekliyor.
Legal partiler. Halkin
politik bilincini yükseltmede, kendilerini yönetmeye hazirlamada önemli
fonksiyonlara sahiptir. Bu fonksiyonunu yerine getirmesi, illegal örgütlerden
bagimsiz, kendi tüzük ve programi çerçevesinde çalismalarini yürütmesi ve
demokratik bir islerlige sahip olmasiyla olanakli hale gelir. Bunun
uzaginda oldugumuzu belirtmeliyim.
Seçim sistemi, birden
fazla "Kürt' partisine seçilme sansi birakmiyor. Onun için legal bir partide birlesilmesinden
yanayim. Çogulculuk parti içinde, demokratik ve karislikli saygi esasina
göre saglanmalidir.
Simdilik kurulu ve seçime
girmis iki parti var. HADEP ve DBP.
Bunun yani sira yeni arayislar var. Bunlari üç kategoride toplamamiz
mümkündür.
1.
HADEP disindakilerin (bunlara yakin
HADEP'lilerle birlikte) yeni bir parti olusturmalari ya da DBP' de bütünlesmeleri...
2.
Mevcut partiler ile arayis içinde
olanlarin birlikte bir parti kurmalari...
3.
Kürtlerin, Türk sol güçleriyle
birlikte yeni bir Türkiye Partisi kurmalari... Öcalan ve devletin maniplesi
bu yöndedir. Bu fonksiyon HADEP'e yüklenmek istenmektedir.
Ben, HADEP'in de içinde
oldugu tek legal bir partide bütünlesilmesinden yanayim. Bunun gerekçelerini
söyle siralayabilirim.
DKP ekibi çikistaki
iddiasina, kamuoyundan belli bir destek almasina karsin bir varlik
gösteremedi. Politik hedeflerini halka ulastiracak kitle çalismasini
beceremedi. Adeta dört gözle Anayasa Mahkemesi tarafindan kapatilmamasini(!)
bekledi.
Melik Firat ve çevresini
benzer yapida görüyor ve bir seyler çikacagina inanmiyorum.
DBP, kurulusunda büyük
ölçüde manüpleye ugramis, bagimsiz davranacagi her zaman süpheyle
karsilanmis ve seçimde basari gösterememis bir partidir.
Üç kesimin bir araya
gelmesinden güçlü bir parti ortaya çikmaz. Aritmetikte 1+1+1=3 eder, ama
politikada degil.
Tercihim; yukaridaki
ilkeler dogrultulusunda, HADEP'in de içinde yer aldigi yeni bir "Kürt"
partisinin kurulmasidir. Çalismalar bu yönde yogunlastirilmalidir. Bu
mümkün olmazsa, bütünlesme HADEP'TE saglanmalidir.
HADEP'in bagimsiz
davranamadigi konusundaki elestirilerimi aynen koruyorum. Ama ayni elestiri
DBP için de geçerli. Bagimsiz davranamayan iki partiden, kitlesellesmis ve
seçimlerde nispeten basari saglamis bir partiyi önde tutmanin daha akillica
olduguna inaniyorum. Unutmayalim ki, HADEP'in mahalli seçimlerdeki basarisi
tüm Kürtlerin ulusal gururunu oksamistir.
PKK tabani için ileri
sürdügüm görüsler, HADEP tabani için de geçerlidir. HADEP'in tabani da
dogru politikalardan etkilenmeye en açik dönemini yasiyor.
Siyasal cesaret ve
fedakarlik, legal parti sorununda çözümün önemli adimi olacaktir. Isin
gecikmeye tahammülü yoktur. Legal potansiyel, Kemalist devlet politikasini
yedek gücü haline getirilmeden legal parti konusunda bir çözüme
ulasilmalidir.
RUSEN ARSLAN
|