"Slovakya, Kibris ya da Piskinligin Bu Kadari"

 

20 Temmuz, Türk devletinin Kuzey Kibris'i isgal edisinin yirmi yedinci yildönümüydü. Isgal her yil oldugu gibi Kibris ve Türkiye'de çesitli etkinliklerle kutlandi. Bu arada TRT televizyonunda , Kibris'a çikarma kararini alip uygulayan ve bugünkü kabinede de Basbakan olan Ecevit ile bir söylesi yapildi.

Günümüzün çok aktüel siyasi konularindan biri olan, Kibris sorunu ve bu baglamda Ecevit'in sözleriyle ilgili bir degerlendirme yapmak istiyorum.

 

Kibris sorunu nedir?

Kibris, Akdeniz'in dogusunda ve Türkiye'nin güney kiyilarina 64 km uzaklikta olan bir adadir.Bölünmüs durumdaki Kibris'in Rum kesiminde yasayanlarin Nüfusu 554.000 dir. Türk kesiminde ise 165.000 kisi yasamaktadir. Toplam yüzölçümü 9.251 km² dir. Bunun 5896 km² lik bölümü Rum, kalan 3.355 km² ise Türk kesimindedir.

Kibris, 1571 tarihinde Osmanli egemenligine girdi. Ada, Lala Mustafa Pasa komutasindaki Osmanli ordusunca Venediklilerden alinmisti. 1878 tarihine kadar Osmanli egemenliginde kalan ada bir eyalet olarak yönetildi. 1877-78 Osmanli-Rus Savas'nda yenilen Osmanli devleti, savas sonrasi toplanan Berlin Baris Konferansi'nda, kendisini desteklemesi karsiliginda adayi Ingiltere'ye birakti. Ada üzerindeki egemenligi fiili olarak sona eren Osmanli Devleti, öte yandan hukuki haklarini sakli tuttu. Ingiltere, Osmanli Devleti'nin Birinci Dünya Savasinda Almanya'nin safinda yer almasi üzerine adaya tamimiyle hâkim oldu. 1923'te imzalanan Lozan Baris Antlasmasi ile Kibris adasi tamamen Ingiltere'ye birakildi.

Ikinci Dünya Savasi'ndan sonra Kibris'ta, Yunanistan'la birlesme amaciyla kampanyalar baslatildi. Ingilizleri adadan çikarmak için, Albay Grivas önderliginde 1955 yilinda EOKA gizli örgütü kuruldu. Amaci Yunancada birlesme anlamina gelen enosisi gerçeklestirmekti. Kisa sürede Ingiliz askerlerine saldirilar basladi.

Kibris'taki bu gelismelere Türkiye tepkisizdi. Gazetecilerin, gelismelerle ilgili o zamanki Disisleri Bakani Fuat Köprülü'ye sorduklari; "Kibris'taki gelismeler karsisinda Türkiye'nin tutumu ne olacak" sorusuna, Bakan tarafindan açik ve kesin bir cevap verilmisti:"Bizim Kibris diye bir sorunumuz yoktur".

Adaya bagimsizlik verilmesi yanlisi olan Ingiltere, enosis isteklerini dengelemek için Türkiye'yi devreye soktu. Çünkü adadaki üslerini, dolayisiyla askeri varligini korumayi gerekli görüyordu. Bu üslerin, petrol bölgesi olan Ortadogu'yu denetlemede önemli bir fonksiyonu vardi.

Türkiye'de birdenbire devlet destekli Kibris mitingleri basladi. Mitinglerde bas slogan "ya Kibris ya ölüm"dü. Kibris'in tamami isteniyordu. Herhalde bu istek pek gerçekçi görülmediginden; "ya taksim ya ölüm"e dönüstü. Tüm bunlar benim çocukluk yillarima rastliyor. Mus'ta da böyle devlet destekli bir miting yapildigini hatirliyorum. Birkaç yüz kisi yürüyüs yapiyordu. Mus'un meshur Deli Yasar'i en öndeydi. O da slogan atiyordu:"ya taksi ya otobüs". Muslulara eglence çikmisti. Yasar'dan 25 kurus karsiligi miting yapmasi istendiginde, telefon açar gibi yapar ve konusurdu: Oglum Ismet Pasa, ya taksi otobüs.

Türk devletinin Kibris'la ilgili kampanyalari, bizim Deli Yasar'in masum ya taksi ya otobüs mitingleriyle sinirli kalmadi. MIT eliyle düzenlenen provokasyon sonucu, Istanbul ve Izmir'de Müslüman olmayan azinliklarin mallari yagmalandi. Dünya'da esi az görülür bir vahset sergilendi. 6/7. Eylül1955'te gerçeklesen bu olay, tarihe 6/7 Eylül olaylari olarak geçti.

1959 yilinda Ingiltere, Yunanistan ve Türkiye ile Kibris'taki Rum ve Türk toplumunun katildigi görüsmelerden sonra, Zürich ve Londra antlasmalari imzalandi. Bu antlasmalar sonucunda, adada bagimsiz Kibris Cumhuriyeti kuruldu. Kibris'in bagimsizligi, toprak bütünlügü ve anayasal düzeni üç devletin (Ingiltere, Yunanistan ve Türkiye) garantisi altindaydi. Baspiskopos Makarios Cumhurbaskani, Dr. Fazil Küçük ise Cumhurbaskani yardimcisi seçildi.

Ne var ki, enosis yanlilari bos durmadilar. Adanin Yunanistan'la birlesmesi için çabalarini artirdilar. Enosis yanlilarinin baskilari sonucu Makarios, Anayasa'da degisiklikler yapmak istedi. Ama, bu istek Türkler tarafindan kabul edilmedi. Her iki toplum arasinda olaylar çikmaya basladi. Ileri boyutlara varan öldürme olaylari üzerine, BM adaya baris gücü gönderdi. BM Baris Gücü halen adadaki varligini sürdürmektedir.

Baris Gücü de olaylara engel olamadi. Türkiye bir yandan diplomatik girisimlerde bulunurken, diger yandan EOKA'ya karsi Türk Milli Mukavemet Teskilâti'ni kurdu. Teskilât üyeleri Türkiye'den gelen subaylar tarafindan egitildi, silâhlari Türkiye tarafindan temin edildi. TBMM 1964 yilinda, Kibris'a çikarma yapilmasi konusunda Hükümete yetki veren bir karar aldi. ABD Türkiye'ye geri adim attirmasaydi, o tarihte çikarma yapilacakti.ABD Baskani Johnson, dönemin Basbakani Ismet Inönü'ye yazdigi ünlü mektubunda; "benim verdigim silâhlari Kibris'a çikarma yapmak için kullanamazsin" diyordu. Türkiye, bir kaç Rum hedefini uçakla bombalamakla yetinmek zorunda kalmisti.

21. Nisan 1967'de Yunanistan'da askeri darbe yapildi. Albaylar Cuntasi, EOKA'nin çalismalarina ivme kazandirdi. Türkiye'nin zorlamasi sonucu adayi terk etmek zorunda kalan Grivas, tekrar Kibris'a döndü. 15. Temmuz 1974'te Rum Ulusal Muhafiz Gücü, Makarios'a karsi askeri darbe yapti. EOKA önderlerinden Nikos Sampson devlet baskani oldu. Makarios adayi terk etti.

Türkiye gelisen olaylar karsisinda, garantör devletlerden Ingiltere'yi birlikte müdahale için ikna etmeye çalisti. Ingiltere bu öneriyi kabul etmeyince, Türkiye 20. Temmuz 1974'te adaya çikarma yapti. Kibris'in kuzey kesimi isgal edildi. Isgal o günden bugüne devam etmektedir.

Türkiye'nin Kuzey Kibris'i isgali, hem Yunan Cuntasi'nin ve hem de Nikos Sampson yönetiminin sonu oldu. Makarios tekrar adaya döndü. Ancak Türk tarafi, artik egemen olduklari toprak üzerinde Rum egemenligini kabul etmedi. Makarios fiilen Rum kesiminin cumhurbaskanligiyla yetinmek zorunda kaldi. Türkiye'deki askeri cunta döneminde, 15. Temmuz 1983 yilinda Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti ilân edildi.

 

Çözüm nedir?

Kibris'ta tek yanli ilân edilen Kuzey Kibris Türk Cumhuriyeti (KKTC)ni bir tek Bengaldes tanimisti. Uluslararasi baski sonucu. O da KKTC'ni tanimaktan geri adim atti. Anlayacaginiz T.C. disinda yeryüzünde KKTC'ni taniyan devlet yok. Uluslararasi devlet fonksiyonuna sahip olmayinca, bir devletin yapmasi gereken seylerin hiç birisini yapamiyor. Bunun içine uluslararasi diplomasiden tutun da, ithalat ve ihracata, posta islerine, spor karsilasmalarina, hava ulasimina kadar her sey dahildir. Tüm bunlari yapabildigi kadariyla Türkiye üzerinden yapmaya çalisiyor. Uluslararasi diplomaside Denktas, KKTC'nin cumhurbaskani olarak degil, Türk toplumunun lideri olarak kabul ediliyor. Kendisiyle tüm görüsmeler o sifatiyla yapiliyor. Rum kesimi mesru devlet ve mesru yönetim olarak kabul ediliyor.

KKTC'nin ekonomisi tamamen Türkiye'ye baglidir. Türkiye'nin verdigi ile yetinmek zorundadir. Bekledikleri yardimi da tam olarak alamazlar. KKTC'nin yöneticileri, dolayli elestirileriyle bunu sik sik dile getirirler. Türkiye ekonomisinin hali ise ortadadir. "Keçel yag bulsa kendi basina sürer".

Yanlis politik ve ekonomik uygulamalar sonucu, Kibris Türk toplumu fakirlik sinirinda yasamaktadir. Kuzey Kibris, Türk mafyasinin üssü haline gelmistir.Ekonomi mafyanin eline geçmistir. Toplum büyük bir dejenerasyona ugramistir. Kibris Türk toplumu, Türkiye'den getirtilip yerlestirilen göçmenleri kabullenememektedir. Yirmi yedi yil kaynasmayi saglayamadigi için, Türkiye'den göç edenler, KKTC'nin siyasetinde söz sahibi olabilmek için, kendi partilerini kurmuslardir.

Rum kesiminde kisi basina düsen gelir 22.000 Dolar civarindadir.Bu rakam Rum kesiminin, Bati Avrupa'nin refah toplumlarinin düzeyini yakaladigini göstermektedir. Avrupa Toplulugu (AT)na girebilmek için tüm kosullari yerine getirmistir. 2004 yilina kadar iki toplum kendi arasinda anlasamazsa, Rum kesimi tek basina AT'na girecektir. Türkiye ve Kibris Türk toplumunun itirazlari para edecege benzemiyor. AT üyeligi, Rum kesimini hem ekonomik ve hem de siyasal yönden güçlendirecektir.

T.C ve Kibris Türk toplumunun yöneticileri, simdiye kadar çözüm olarak çözümsüzlük siyasetini uyguladilar. Ecevit bu çözümsüzlügü, "Kibris'ta yirmi yedi yildan beri barisin hüküm sürdügü" (TRT televizyonundaki 20. Temmuz 2001 tarihli söylesi) seklinde yorumluyor. Öyle anlasiliyor ki, O'nun baristan anladigi sey, insanlarin birbirlerini bogazlamamasidir. Eger baris buysa, Güney Kürdistan'daki Kürtler ile Saddam'in, Ermenistan ile Azerbaycan'in, Israil ile Suriye'nin de baris içinde olduklarinin kabul etmek gerekir.

Kazin ayagi hiç öyle degildir. Kibris Türk toplumu bir patlamanin esigindedir. Türkiye ve Denktas'in "çözümsüzlük çözümdür" politikasina karsi çikiyor. Halkin büyük bir kesimi, kurtulusun Rumlarla bir arada yasamaktan, AT'na birlikte girmekten geçtigine inaniyor. Halkin tepkisi, T.C yöneticileri ile Denktas'i korkutuyor. Denktas bunu; "en büyük tehlike içimizdedir" (20 Temmuz tarihli söylesiden) diye yorumluyor.

Siyaset, önüne çikan sorunlari çözme, çikabilecekleri önceden tahmin edip tedbirlerini alma sanatidir. Sorunlari erteleme hiç bir sekilde siyasal çözüm olamaz. Erteleme, sorunlari daha da büyüterek karsina getirir. O zaman sorun, senin iraden disinda kendi çözümünü dayatir ve sen de kabul etmek zorunda kalirsin.

Kuzey Kibris'taki çözümsüzlük çözümdür siyaseti iflâs etti. Ne Türkiye'nin ve ne de Denktas'in bunu sürdürmesi olanaksizdir. Bu siyasette diretmek bir sonuç vermeyecektir. Bu siyaset, Türk toplumunun çogunlugunca benimsenmiyor. Milli geliri 3.200 Dolardan 2.000 Dolara düsen Türkiye'deki halk ta yarin öbürgün isyan bayragini çekecektir. Kibris'a sürekli para pompalanmasina, silâhlanma yarisina karsi çikacaktir. KKTC yüzünden AT'na alinmamayi kabullenmeyecektir.

Amerika, AB çözüm için bastiracaktir. Dilenmeye muhtaç Türkiye'nin, siyasal baskilara direnme sansi çok azalmistir. Tek çare çözümdür. Bana göre en iyi ve taraflarca kabul edilebilir çözüm; iki bölgeli, iki toplumlu, üs ve silâhlardan arinmis, siyasal statüsü BM tarafindan güvenceye alinmis, demokratik bir Kibris federasyonudur.

 

Kibris'ta Slovakya çözümü!

Diplomaside, karsi taraftan alinabilecek olandan daha üst düzeyde bir talep sahibi olma durumu, çözüm istememe diye adlandirilir. Kibris'ta Denktas ve T.C.nin istegi, iki bagimsiz devletin olusturacagi zayif bir konfederasyondur. Bundan asagi inilmemektedir. Rum tarafi ise fiilen bölünme anlamina gelen bu tezi kabullenmemektedir. Türk tarafi görüsmeler için, önce bagimsiz devlet olgusunun kabul edilmesini ön kosul olarak öne sürmektedir. Dogal olarak bu kosul, dogrudan görüsme olanaklarini ortadan kaldiriyor. Dolayli görüsmelerden bir sonuç alinamadi. Zaten Türk tarafi, çözümden yana olmadigi için, bu yolu da tikamis bulunuyor.

Türk tarafinin; "eger tezimiz kabul edilmezse, biz de Kuzey Kibris'in Türkiye'ye entegrasyonu için gerekli tedbirleri aliriz" sözleri, bir blöften öteye geçmez. Entegrasyona Türkiye'nin ekonomisi elverisli olmadigi gibi, uluslararasi siyasal konjonktür de elvermez. Türkiye'nin tüm dünyaya kafa tutmaya mecali de yoktur.

Ecevit yukarida sözü edilen televizyon söylesisinde, KKTC'nin bagimsizligini kabul etmeyen Rum tarafini elestirirken, Slovakya örnegini vererek sunlari söylüyor: "Çekoslovakya ile Slovakya dilleri, dinleri bir olan iki halkti. Tarihi bazi nedenlerle ayrilip iki devlet olusturdular. Eski Çekoslovakya'nin, Çekoslovakya ve Slovakya olarak iki ayri devlete ayrilmasinda ne kavga ve ne de savas yasandi. Niye ayni sey Kibris için söz konusu olmasin? Bizim aramizda dil ve din birligi de yoktur..."

Kuzey Kürdistan'da Kürtlerin varligini kabullenmeyen, anadilde egitim, Kürtçe radyo ve televizyon hakkini tanimayan, on bes yil süren bir savasin geride biraktigi 35 bin can, binlerce yarali, 120 milyar Dolarin üzerinde savas harcamasina karsin; Kürt sorununun çözümünü agzina almayan, Güney Kürdistan'da bagimsiz devlet olusumunu casus belli kabul eden bir Basbakan, baskalarindan 165 bin Kibris Türkü için bagimsiz devlet istiyor. Bunu ham de Kürtlerin gözünün içine bakarak söylüyor. Piskinligin bu kadarina pes dogrusu..

Slovakya çözümü, Norveç çözümü ile birlikte insanliga hediye edilmis en dogru ulusal sorun çözme yöntemidir. Bu çözümü niye Kürt halki için düsünmüyorsunuz? Kürt halki yüz elli yildan beri ulusal haklari için mücadele ediyor. Diyelim ki Kürtlerle yaptiginiz yirmi dokuz savasi da kazandiniz. Otuzuncu savasin çikmamasi için, Kürt sorununa siyasal bir çözüm getirilmesini hiç mi düsünmeyeceksiniz? 165 bin Türk için ulusal hak isterken, Kürtlerin ulusal haklarini çignemenin utancini ne kadar yasayacaksiniz?

Demirel "kendim için bir sey istiyorsam namerdim" diyordu. Bir Kürt olarak ben de, sizin Kibris'taki Türk halki için istediklerinizden fazlasini kendi halkim için istiyorsam namerdim!

 

Rusen ARSLAN 22.Temmuz 2001-07-22

 

Not: Bu makale www.kurdinfo.dk için yazilmistir.