|
"Tribünal München için"
München/24.Nisan.1998
SUÇLU T.C ULUSALARASI BIR MAHKEMEDE YARGILANMALIDIR
Degerli dostlar,
Bugün 24 Nisan. Birinci
Dünya Savasinda Ermeni halkina uygulanan soykirimin 84. yildönümü. Tarihin ne
garip cilvesidir ki, yirminci yüzyilin sonunda, Osmanli Imparatorlugunun
devami olan T.C. nin, bu kez Kürt halkina uyguladigi etnik temizligi söz
konusu ediyoruz.
Birinci Dünya Savasinda
iktidarda olan Ittihat ve Terakki Partisi hükümeti, 24. Nisan 1915
tarihinde aldigi kararla, Ermenilere karsi etnik temizlik harekatina
baslamisti. O zamanin kayitlari saglam olmasa da, 1,5-3 milyon Ermeninin katledildigi tarihsel bir gerçek olarak ortada duruyor.
Türk devleti, tarihçileri ve siyasetçileri inkara kalkissalar bile,
günes balçikla sivanamiyor. Olay halen güncelligini koruyor, bir çok
parlamentonun kinama kararlarina neden oluyor. Kosova'da
korkunç etnik bir temizlik yasandigi günümüzde, 21. Yüzyilda
bir daha 24 Nisanlarin yasanmamasi dilegiyle, etnik temizlige ugrayan
halklarin önünde saygi ile egiliyorum.
T.C.nin Kurulus Asamasinda Kürt Katliamlarinin Baslamasi
Degerli dostlar,
Osmanli Imparatorlugu'nun
devami olan T.C 'nin kurulusuna öncülük edenlerin çogunlugu, Ittihat ve Terakki
Partisi'ne mensup ya da yandas olan asker ve sivil bürokratik kesimdi.
Ittihat ve Terakki'nin soven
irkçiligini, yeni devletin de temel ideolojisi olarak benimsemislerdi.
Yeni Türk devleti, ermeni
Katliamiyla Ermeni sorunundan, Türk-Yunan savasiyla Rum sorunundan büyük
ölçüde kurtulmustu. Tek ulus, tek devlet ülküsünü benimseyen devletin en
büyük problemi Kürt halkiydi. Devletin sinirlari içinde kalan Çerkez,
Abaza, Arap,Bosnak gibi diger Müslüman azinliklar, Türklestirme
politikasina karsi çikmadilar. Zaten sayilari da önemli
bir miktara ulasmiyor ve
serpistirilmis olarak yasiyorlardi. Süreç içinde Türklestiler.
Türklestirmeyi yalniz Kürt halki kabullenmedi. Buna karsi direndi,
direnmeye devam ediyor. Öyle ki T.C nin kurulus asamasinda bile katliama
ugramaktan kurtulamadi.
Kürt Halkinin direnmeleri ve karsilastigi katliamlardan örnekler:
Osmanli dönemindeki
direnisleri konu disi birakirsak, Türk devletine yönelik ilk direnisin 1921 de Koçgiri'de
patlak verdigini
görürüz. Devlet henüz kurulus asamasindadir. 15. Kasim 1995 tarihinde
Koçgiri bölgesi asiret reisleri Ankara Hükümetine bir metin sunuyor. Bu
metin ayni zamanda siyasal isteklerini içeren bir muhtiradir. Istekler
söyle siralaniyor:
1.
Kürdistan Muhtariyet idaresine
muvafakat eden Istanbul Saltanat Hükümeti'nin bu baptaki kararini M. Kemal
Hükümeti'nin kabul edip etmediginin açiklanmasi;
2.
Kürdistan Muhtariyet idaresi hakkinda
M. Kemal Hükümeti'nin görüs noktasinin ne oldugu konusunda asiret
reislerine acele cevap verilmesi;
3.
Elazig, Malatya, Sivas ve Erzincan
mintikalari hapishanelerinde bulunan Kürtlerin derhal saliverilmesi;
4.
Kürt çogunlugunun bulundugu
mintikalardan Türk memurlarin çekilmesi;
5.
Koçgiri mintikasina gönderildigi haber
alinan askeri birliklerin derhal
geri çekilmeleri;
Yeni Türk Devleti'nin
kurulusuna temel teskil eden, Osmanli Mebusan Meclisi'nin 17 Subat 1920 tarihli oturumunda kabul
edilen Misak-i Milli, Erzurum ve Sivas
Kongrelerinde alinan kararlar ile Amasya Protokolü; " ... Misak-i Milli hudutlari içinde kalan halklarin karsilikli olarak
etnik kimliklerine ve kendilerini yönetmelerine saygi duyulacagi" ni öngörüyordu.
Dikkat edilirse, Koçgiri'deki asiret reislerinin istekleri, yukarida andigim kararlarin
uygulanmasi yönünde masum isteklerdir. Türk Hükümeti'nin onlara cevabi;
üzerlerine Nurettin Pasa komutasinda Merkez Ordusu'nu göndermek olur. 132
köy yakilip yikilir, 300 kisi hemen öldürülür ve binlerce masum insan ise
açlik ve sefaletten ölüme mahkûm edilir.
Degerli dostlar,
Bu rakamlar, Ankara
Hükümeti'nce vali atanmis olan Ebubekir Hazim (Tepeyran) Bey'in
Içisleri Bakanligi'na gönderdigi 14 Temmuz 1921 tarihli rapordan
alinmistir. Raporda ayrica Nurettin Pasa hakkinda sikayette bulunarak;
" ... Maksat yerine geldikten sonra da askeri harekata
devam etmek, bosuna kan dökmek zevkini yerine getirmek demektir... Nurettin
Pasa'nin; bir kere bu kadar asker
toplandi, bir sey yapmasak olmaz diyerek keyfi kan döktügünü, bu kadar
nüfusu çatismada degil katliam seklinde öldürdügünü" belirtiyor. (Ismail Göldas, War 1997,
2. Sayi)
Ebubekir Hazim Bey'in anilari 1992
yilinda kitap olarak yayinlanmistir. Kitabindaki su belirleme çok
ilginçtir:
"Yazmadiklarim,
yazamadiklarim, yazmak azabina tahammül ettiklerimden az degildir.
Yazamadiklarimin ne olduklarini o bölge ahalisi bilir..."
Emekli General Kenan Esengin'in Milli Mücadele'de Iç Ayaklanmalar kitabinda;
"Nurettin Pasa bu olaylardan ders alinmasini,
felaketlerin, hiyanetlerin önlenmesi
için bölgede daha esasli ve ciddi bir operasyon yapilmasini teklif etti... Nuretin Pasa asi köyleri dagitmak, bunlari Anadolu'nun
baska bölgelerine serpistirmek ve
Türklerin arasina yerlestirmek, kendilerine Türk olduklarini asilamak fikrini
savunuyordu... Yapilacak dogru hareket bu idi..." diyor.
Ta basindan beri T.C.nin
Kürt politikasinda bir degisiklik gelmedigini vurgulamak için Koçgiri'yi bu kadar uzun anlatmak istedim.
Degerli dostlar,
Genel Kurmay Harp Dairesi
kaynaklarina göre tarihi boyunca Türk yönetimlerine karsi 28 Kürt direnisi
meydana gelmistir. PKK'nin yürüttügü silahli mücadele 29. Direnisi
olusturuyor. Olaylara tarihsel olarak baktigimizda; T.C.nin tüm direnisler
karsisindaki benzer tavriyla karsilasiriz. Katliam, sürgün, yakma, yikma.
Bunlarin en agiri Seyh Said (1925), Agri (1928-1932) Sason, (1935) , Dersim (1939) ve günümüzde
yasandi. Agri, Sason ve Dersim'de katliam o kadar büyüktü ki, Zilan,
Sason ve Dersim 1961
yilina kadar yasak bölge olarak kaldi. T.C. yaptigi katliamlarin izlerinin
yabancilar tarafindan görülmesini istemiyordu. Bunlari yazmak da yasakti. Ama Kürt
Halkina yasaklarin sökmedigi bir alan vardi. Sözlü edebiyat. Halk bu
katliamlari sarkilara, destanlara döktü ve kusaktan kusaga iletti. Bunu
içindir ki, T.C sarkilarimiza da, Kürt analarinin çocuklarina söyledigi
ninnilere de düsmandir.
T.C. nin Kürt Politikasi
Degerli dostlar,
Lozan Antlasmasi (24
Temmuz 1923) ndan sonra
T.C. tek ulus yaratmayi önüne koydu. Bunun en veciz örnegini dönemin
Basbakani Ismet Inönü'nün 1925 yilinda yaptigi bir konusmada görürüz. Inönü;
" Milliyet, tek birlestirme
aracimizdir. Diger unsurlarin Türk ekseriyeti karsisinda önemli tesirleri
yoktur. Vazifemiz, Türk vatani içinde bulunanlari ne olursa olsun Türk
yapmaktir. Türklere ve Türkçülüge muhalefet edecek unsurlari kesip
atacagiz. Vatana hizmet edeceklerde arayacagimiz özellik her seyden önce o
adamin Türk ve Türkçü olmasidir..." (Koray Düzgören, Serbesti. Kasim 1998).
Herkesi Türk yapmak
isteyen T.C.nin bir kisim düzenlemelere ihtiyaci vardi. Her biri hukuk ve
insan haklari ihlalleri abidesi olan bu düzenlemelere kisaca bir bakalim:
1.
Takrir-i
Sükûn Kanunu,
Bu yasayla düsünce, örgütlenme
özgürlügü, konut dokunulmazligi gibi temel hak
ve
özgürlükler rafa kaldirildi, basin agir bir baski altina alindi.
1.
Istiklal
Mahkemelerinin kurulmasi,
Üyelerin çogu
milletvekillerinden olusan,verdigi kararlar kesin olan bu olaganüstü mahkemeler, yüzlerce Kürdün
idamina karar verdi ve infazlarini sagladi.
1.
Sark
Islahat Plani,
1925 yilinda kabul edilen
Sark Islahat Plani'nin iki maddesinden söz edecegim. Bu, söz konusu
planinin amacini ortaya çikarmasi açisindan önemlidir :
Madde 9: "Isyani tesvik ve
idare etmis olanlar ve bunlarin akrabalari, asiret reislerinden hükümetin
kalmalarini uygun görmedigi kisiler aile ve akrabalariyla birlikte batida
hükümetin gösterecegi mahallere nakledileceklerdir..."
Madde 41 : " Malatya,
Elazig, Diyarbakir, Bitlis, Van, Mus, Urfa, Ergani, Hozat, Ercis, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak,
Çemisgezek, Ovacik, Hisnimansur
(Adiyaman), Besni, Arga, Hekimhan, Birecik,
Çermik kaza ve vilayetlerinde, hükümet ve ve belediye dairelerinde ve
diger kuruluslarda, okullarda, çarsi ve pazarlarda Türkçe'den baska dil
kullananlar, hükümet ve belediyenin emirlerine aykiri davranmakla
suçlanacak ve cezalandirilacaktir.
1.
Mecburi Iskan Kanunum,
21 Haziran 1934 Tarihli
2510 sayili Mecburi Iskan Kanunu, yukarida belirttigim Sark Islahat
Plani'nin uygulamasi çerçevesinde
çikarilmis bir yasadir. Yasanin amaci Kürtlerin asimilasyonudur. Açikça
Kürtlerden söz etmese de yalnizca Kürtlere uygulanmistir. Bu yasanin
amacinin anlasilmasi için iki maddesinden söz edecegim.
Madde 11 : " Anadili
Türkçe olmayanlarin yeniden köy, mahalle, isçi ve sanatçi kümeleri
kurmalari... yasaktir."
Madde 13 : "Türk irkindan olmayanlarin
serpistirme suretiyle köylere ve ayri mahallere veya küme teskil edemeyecek
sekilde kasaba veya sehirlere iskanlari mecburidir".
Bu düzenlemeler, Kürt
halkinin nasil bir uygulamayla karsi karsiya kalmis oldugunu yorumsuz
anlatmaya yetecegi kanisindayim.
Günümüzdeki Insan Haklari Ihlalleri
Degerli dostlar,
Bu bölümde sözlerime;
varligi dahi inkar edilmis, dili yasaklanmis, örgütlenme özgürlügünden
yoksun kilinmis, bütün hak arama yollari tikanmis, en masum hak istemi baski,
iskence ve katliamla karsilasmis bir halkin silahli mücadele dahil, her
türlü mücadele aracina basvurmaya hakki oldugunu belirtmek isterim. Bu, bir ulusun kendi gelecegini kendisinin
belirlemesi evrensel ilkesinin geregidir.
T.C , kendi söylemiyle
"PKK tarafindan ülkenin Güney-Dogusu'nda terör baslatildigi ve terör devam
ettigi için insan haklari ve demokratiklesme alaninda gerekli iyilesmeleri
yapamadigini" iddia ediyor. Bu T.C.nin basvurdugu koskocaman bir yalan.
Sanki PKK 1921 de kurulmus ve o zamandan beri kendisine karsi mücadele
vermis. Halbuki PKK'nin silahli mücadeleye basvurdugu tarih 1984. Peki
T.C., bunca yil Kürt sorunu açisindan insan haklarini uygulamak ve ülkeyi
demokratiklestirmek için neredeydi?
T.C geçen yil cumhuriyet
75. Yilini kutladi. Bu 75 yilin 45 yilinda Kürdistan'da resmen olaganüstü hal uygulanmis. PKK silahli mücadeleye 1984
yilinda basladiginda, alti yildan beri sikiyönetim uygulaniyordu.
Bana göre terörü baslatan
bizzat devletin kendisidir. 12 Eylül 1980'deki askeri darbeyle birlikte
Kürt halkina karsi terör uygulamaya basladi. Gerçi 12 Eylül'de Türkiye'nin
her yerinde aydinlara, sosyalistlere, gerçek demokratlara terör uygulandi.
Ama terörden en çok Kürtler nasiplerini aldi.
Yüz binlerce insan
gözaltina alinip iskencelerden geçirildi. Bu iskenceler cezaevlerinde hatta
mahkemelerin içinde bile yapildi. Olaganüstü askeri mahkemeler, binlerce
kisiyi agir cezalara mahkûm etti. Bunlardan biri de bendim. Çogu
iskenceleriyle meshur Diyarbakir Sikiyönetim Cezaevi olmak üzere, alti
yilimi cezaevlerinde geçirdim. Iskencenin çogunu bizzat yasadim veya tanigi oldum. Bunlari
burada detaylandirmaya saatler yetmez.
Zaten 12 Eylül darbesinden
önce T.C. Kürt halkina karsi teröre baslayacaginin ipuçlarini vermeye
baslamisti. Yil 1979. O zamanin Genel Kurmay Baskani, 12 Eylül askeri
darbesinin baskani Kenan Evren'dir. Hakkari'de bir askeri
tatbikat yapildi. Tatbikatta temsili düsman kuvvetleri, yöredeki Kürt
halkinin giysileri içindeki 5 bin askerdi. Bunlar gündelik isleriyle
ugrasirken; dost kuvvetler yani Türk ordusu helikopterler desteginde 5 bin
Kürdün yasadigi kasabayi kisa sürede isgal ediyordu.
Bu tatbikat iki seyi
kanitliyordu. Birincisi Kürt Halki T.C. için potansiyel düsmandi. Ikincisi
ise Kürtlerle yapilacak savasta benzer yöntemler kullanilacakti. Nitekim
Sirnak, Kulp, Cizre ve Lice'de kullanildi.
12 Eylülde devletin
basvurdugu terörün cevabi, PKK'nin 1984 yilinda baslattigi silahli direnis oldu. 15
yillik savasin bilançosu Basbakan Bülent Ecevit'in açiklamasina göre 35 bin
ölüdür. TBMM Göçü Arastirma Komisyonu raporuna göre, Kürdistan'da 3.380 yerlesim birimi
bosaltilmistir. Eski Basbakan Necmettin Erbakan'in 31.Ekim.1994 tarihli
Hürriyet gazetesindeki demecine göre göç etmek zorunda kalanlarin sayisi
3,5 milyondur. 31.10.1997 tarihli Emek gazetesindeki habere göre okullarin
%40'i kapalidir. O tarih itibariyle buna göre 5331 okulun 2203'ü kapali
bulunmaktadir. Savasin yillik maliyet tahminleri 6-10 milyar dolar arasinda
degismektedir.
Savasta ölenlerin çogu
gerilla, asker, polis ve korucu olmakla birlikte, çok sayida sivil insan da
öldürülmüstür .
T.C. tüm bu olaylarin
sorumlusu olarak PKK ve giderek onun lideri Abdullah Öcalan'i
suçlamaktadir. Devlet güvenlik mahkemesi savcilari, bu iddiayla O'nu suçlamaya ve idam ettirmeye hazirlaniyorlar.
T.C.'nin durumunu en iyi Türkçedeki bir deyim açikliyor:
Hem suçlu hem güçlü. PKK'nin özelligi yaptigi eylemlerin tümünü
kabullenmesidir. Eylemi kime ve ne sekilde yönelmis olursa olsun
kabulleniyor. Ya onun kabul etmedikleri.. Ya o faili cinayetler. Ya
devletin isbirligi yaptigi eroin ticareti yapan fasist çetelerin isledigi
cinayetler. Ya gazete binasini bombalayanlar, Kürt aydinlarini,
gazetecilerini, hukukçularini, politikacilarini, is adamlarini,
yurtseverlerini öldürenler..
Iste T.C. burada suçüstü
yakalaniyor. Çünkü Kontrgerilla, Özel Harp Dairesi ve Jitem
gibi kuruluslari bu
isleri yapmalari için olusturdu. Bunlardan Özel Harp Dairesi'nin görevleri,
Kara Kuvvetleri Komutanligi Sahra
Talimnamesi'nin 31-15 baslikli belgesinde;
" Adam
öldürme, bombalama, silahla soygunculuk, iskence, kötürüm birakma, adam
kaçirmak suretiyle tedhis ve olaylari tahrik, misilleme, rehinelerin
alikonulmasi, kundakçilik, sabotaj, propaganda ve yalan haber, zorbalik ve
santaj.."
olarak belirtiliyor.
Talimnamenin 9 maddesine göre bu islemleri yapanlar hakkinda yasal
sorusturma yapilmaz. Madde aynen söyledir:
"Gayri nizami kuvvetin yeralti unsurlari kaide olarak
kanuni statüye tabi degildir."
(T.Ziya Ekinci,
Vatandaslik Açisindan Kürt Sorunu ve Bir Çözüm Önerisi, Sayfa 193).
S o n u ç ;
Yukarida tarihsel bir
süreç içinde somut olarak sunmaya çalistigim olaylar zinciri, T.C.nin
basindan beri Kürt halkina yönelik etnik bir temizlik uyguladigini ortaya
koymaktadir. Bu, onun ve yöneticilerinin suçlulugunu, uluslararasi insan
haklari mahkemesinde yargilanmasini gerektirir. A. Öcalan'in uluslararasi
bir mahkemede yargilanmasina siddetle karsi çikisi, suçluluk telasindandi.
O, böyle bir yargilamanin kendisine yönelecegini çok iyi biliyordu.
T.C.' nin uygulamalarinin
Kürtlere yönelik etnik bir temizlik olusturdugu çesitli çevrelerce kabul
görmektedir. Etnik temizlik içinde olan, sistemli bir sekilde insan haklari
ihlallerinde bulunan bir devlete yardim, onun suç ortagi olma anlamina gelir.
Basta Almanya olmak üzere, bu haksiz savasta Türkiye'ye ekonomik,askeri ve
diplomatik destek vermeye devam eden devletlerden, bir Kürt olarak, T.C.nin
suç ortagi olmalarindan kaçinmalarini talep ediyorum.
Devletlerarasi çikar
iliskileri simdilik T.C. yöneticilerini uluslararasi bir mahkemede
yargilanmasini engelliyor. Bu, onlarin suçsuzlugunu kanitlamaz. Önemli
olan, onlarin halklarin vicdaninda mahkûm edilmesidir. Yönetenler er geç
halkin vicdaninin sesini dinlemek zorunda kalirlar. Kaldi ki, bireylerin
uygulayacagi turizm boykotu gibi müeyyideler de vardir.
Hiç bir halkin
özgürlügünden mahkûm edilmedigi, hiç bir halkin etnik temizlik korkusu
içinde yasamadigi, insan haklari bayraginin yükseklerde tutuldugu baris
içindeki bir dünya dilegiyle hepinize saygilarimi sunuyorum.
Rusen Arslan
|